19/10/08

Türkiye’nin en zenginleri: top 100

Bugün Radikal gazetesinin ekonomi sayfasında en zengin 100 Türk’ü sıralamışlar. Normalde ekonomi sayfasını takip eden biri değilim pek ama yazı ilgimi çekti ve okumaya başladım. Okudukça sinir bastı. Gazete en zengin 100 Türk’ü sıralamakla kalmamış, onların yaşam biçimleri hakkında da dudak uçuklatan detayları vermiş. 2008 itibariyle Türkiye’nin en zengin iki ailesi Koç ve Sabancı görünüyor. Bunların mal varlığı ise 8 milyar dolar ve üstü olarak kaydedilmiş. 8 milyar dolar ve üstü. O kadar parayı birarada görme şansımın hiçbir zaman olmayacağı gerçeğini bir kenara bırakarak okumaya devam ettim. Efendim bu zengin ailelerin büyük bir kısmı İstanbul’da yaşıyormuş. Ancak İstanbul’da yaşıyor dediysek öyle Bağdat Caddesi, Nişantaşı gelmesin aklınıza. Neredeyse hemen hepsi yalı ya da denize nazır köşklerde yaşıyor, yaşı nispeten daha genç olanlar ise Kanyon, Astoria gibi rezidansları tercih ediyormuş. Boğaz manzaralı yalı veya konakların fiyatı 3 ila 40 milyon dolar arasında değişirken, rezidansların fiyatı 300 bin dolardan başlayıp 3 milyon dolara kadar çıkıyormuş! Bunun dışında ekseriyetle Kemerburgaz ve Polonezköy civarında aldıkları kır evlerinde de nispeten daha pastoral bir hayat sürenler de yok değilmiş :)

Her yıl kısa süreli de olsa mutlaka birkaç kez tatile çıkan zenginler yazları Bodrum, St. Tropez ve Nice’i, kışları ise Aspen, Bali, St. Moritz gibi adresleri tercih ediyormuş. Hemen belirteyim, bu tatillerde 5 yıldızlı otel filan tercih etmiyorlar: özel ve bireysel hizmetin öne çıktığı villalar, şatolar (!!) ya da kendi teknelerini tercih ediyorlar. Eğer otelde kalmaları icap ederse de gecelik fiyatı 600 ile 6000 dolar arasında değişen özel suitlerde konaklıyorlar.  Gerçekten mühtiş..

Yazının geri kalanında ise alışveriş için gittileri şehirler (New York, Paris, Londra gibi) konu alınmış. Lüks markaların Türkiye’de hali hazırda bulunmasının bir anlamı yok zira burada en önemli ayrıntı kişiye özel hizmet alabildikleri özel dikim evlerinin ancak yurtdışında bulunuyor oluşu. Senin benim giydiğim Prada marka elbise değil arzu edilen, özel dikim olması gerek! (Mavi ekran veriyorum..)

Bunlar dışında, bilhassa bayanların takıntısı olarak kabul edilen mücevherler ve aksesuarlardan bahsediliyor. Gündüzleri hiçbir suretle kullanılmayan mücevherler dışında Patek Philippe, Vasheron Constantin, IWC gibi adlarını ancak bugün duymuş olduğum markaların özel koleksiyonlarında yer alan ve fiyatları 100 bin dolardan 1 milyon dolara kadar çıkan saatler zenginlerin en büyük tutkusu.

Tüm bu lüks ve zenginlik içinde ada sahibi olmamak olur mu? Olmaz! Kendine ait adası bulunan iş adamları arasında Rahmi Koç, Ali Dinçkök ve Ahmet Zorlu bulunuyor.

Bunca yazıyı boşuna yazdım sanıyorsanız yanılıyorsunuz. Mesajım çok açık aslında:
Eray Bey bir an önce voleyi vursun, adını joleneloy koyduğumuz bir adamız, bir yatımız iki de katımız olsun!

kategori: içime dert olanlar @ 14:35

18/10/08

bir mumdur iki mumdur

bilenler bilir: mum sever bir insanım. bir dönem ikea’nın sattığı tüm mumlardan almışlığım oldu. lakin son zamanlarda gözümü tepe home’da bulabileceğiniz yankee candles markalı ürünlere dikmiş vaziyetteyim. irili ufaklı kavanozlar içine yerleştirilmiş, birbirinden hoş kokulu bu mumlar aklımı çok fena çeliyor. lakin en ufak boyu için 16 lira fiyat koyan zihniyete hiç anlam veremiyorum. en ufağı dediğim inanın ki çok ufak. hatta bakınız ebatlar şu kadar:

en büyük boyunun fiyatı ise 34 liradan başlıyor. mum kardeşim bu! yakıyorsun bir müddet sonra yok olup gidiyor! yok olan birşey için bunca para istemeye utanmıyor musunuz? ben neden her defasında boynum bükük çıkmak durumunda kalıyorum o mağazadan!

işte ben de böyle ancak ya gidip koklayıp yerine bırakıyorum ya da http://www.yankeecandle.com adresinden bakınıp iç geçiriyorum. (mum alın bana be..)

kategori: halet-i ruhiye @ 23:31

eşantiyon tadında hayat

evet başlığa bakıp ne diyor bu demeyin. itinayla tespit etmiş bulunuyorum ki sağdan soldan topladığımız saç kremi, şampuan, parfüm ya da yüz kremi gibi eşantiyon ürünler - ki bunlar ekseriyetle ya yüklü alışveriş neticesinde verilir ya da dergilerin içinden çıkar - her nasıl oluyorsa ürünün gidip parayla aldığımız asıl versiyonundan çok daha başarılı oluyor. başarılı derken, söz konusu eşantiyon parfümse çok daha kalıcı oluyor. saç kremi ise saçlar ahenkle dans ediyor (!), hele hele yüz kremi ise cildinize öyle bir ışıltı veriyor ki kendinizi koşar adım en yakın alışveriş merkezinde paracıklarınızı saçar bir halde buluyorsunuz. yani ben buluyordum, eskiden. şimdi akıllandım! çünkü ne zaman bu tuzağa düşsem, gidip aldığım ürün korkunç bir hayal kırıklığı yarattı bünyemde. o yüzden hiç şüphem yok ki tüm o eşantiyon/promosyon zımbırtıların içinde üreticilerin bizlere hiçbir suretle sunmayacağı iksirler konuyor! çok şahane pazarlama tekniği kabul ammaa artık akıllandım ben! karar verdim; bundan sonra hayatımı bu eşontiyonları toplamaya adayacağım. hiç para harcamadığım gibi ekmek elden su gölden yaşayıp hem havalı saçlara kavuşacağım hem de mükemmel cildim ile herkesleri büyüleyeceğim. üreticilere selam ederim :p

kategori: içime dert olanlar @ 23:10

05/10/08

bayram da bitti yaşasın işbaşı!

başlığa bakıp da aldanmayın. hiçbiri(m/n)izin tatilin bitmesine ve yarın 9 itibariyle işbaşı yapılacağı gerçeğine sevindiğini zannetmiyorum. gelin görün ki sayılı gün çabuk geçiyor. dile kolay tam 9 günlük tatilin, söylendiğinde ağızda bıraktığı o tatlı tadı ile heyecan duyduğumuz günler geride kaldı. kimileriniz pazartesi ve cuma da çalıştığı için yarın nispeten daha rahat adapte olacak.

herneyse, öyle ya da böyle güzel bir bayramı daha geride bıraktık. peki bayramda neler yaptık? ben şahsen ufak bir aileden geliyor oluşum nedeniyle tek bir günlük ziyaret ile kutladım bayramı. onun dışında bol bol ramazan davulcuları ile uğraştım. o kapıyı bir kere açmayagörün, bırakın semtin muhtelif davulcularını, yan köylerden dahi durumu haber alıp kapınıza dayananlar olabiliyor. adamlar sistematik çalışıyor arkadaş! bravo onlara..

eskiden ya da şöyle diyelim “bizler çocukken”, şimdi veletlerin yaptığı gibi apartmanımızın, yan apartmanımızın, daha da yan apartmanımızın kapısını çalmazdık. para dilendiğimiz sadece kendi ailemiz olurdu. şimdiki çocukların bu denli rahat davranabilmesini ben şahsen dejenerasyon olarak algılıyorum, o nedenle de kapıyı filan açmıyorum.

bu bayram dikkatimi çeken hususlardan biri de belediye otobüslerinin durumuydu. yanlış hatırlamıyorsam daha önceki yıllarda bayram günleri bu otobüsler ücretsiz olurdu. bu sene duruma uyandılar heralde ki %50 indirim uyguladılar. ama akbiliniz varsa! eğer akbilinizden o şuursuz kredi yok sesi çıktıysa ve siz şöföre dönüp akbil almak istediğinizi belirtip 1 yeni türk lirası uzattıysanız, geçmiş olsun :) 1 ytlnin üstünü ancak rüyanızda görürsünüz.. istanbul belediyesi’ne vermiş oldukları bu hizmetten ötürü buradan teşekkür etmeyi bir borç bilirim (ama ödemem!)

son olarak bir şikayetimi daha dile getirmek istiyorum: kadıköy simit dünyası! bendeniz yıllar yılı osmanbey halaskargazi üzerinde bulunan simit dünyasının mecburi daimi müşterisiydim. sabahları işe koştururken oraya uğrar, bugünkü kilolarımın tek müsebbibi olan kaşarlı poğaçalardan alır, hiç utanmadan oturur yerdim. dün sabah birkaç ay kadar geciken iski borcumuzu ödemek için kadıköy iski’ye gitmek durumunda kaldık. oradan çıkışta da kahvaltı edelim maksatı ile simit dünyasına uğradık. uğramaz olaydık. nerde osmanbey simit dünyası nerde kadıköy simit dünyası. alelade servis edilen soğuk poğaçalar.. kaşarlı sipariş edildikleri halde ancak yarısına gelindiğinde zeytinli olduğu farkedilen poğaçalar.. müşteri ile iletişim kurmaktan aciz suratsız çalışanlar.. oysaki son dönem simitçi furyasının en önde gelenlerinden biridir simit dünyası. her semtte mutlaka birkaç şubesi bulunan bu işletmenin en kötüsü heralde kadıköy şubesi.. hani olur da birgün yolunuz düşer diye söylüyorum. şahsen ben o şubeye bir daha gideceğimi hiç sanmıyorum!

kategori: içime dert olanlar @ 12:28

03/09/08

müjdemi isterim sezon açıldı!

insanı telef eden, yapış yapış bırakan ve tuhaftir ki kendisinden neredeyse nefret ettiren sıcak yaz günleri en nihayetinde geride kaldı. geceleri yatarken bacaklarımıza pikelerimizi çektiğimiz, dışarı çıkarken ince bir hırkaya gereksinim duyduğumuz ve aslında en güzeli de istanbul’un pek yakında sarı ve kızıllara bürünmüş ağaçlarla kaplanacağı sonbahar geldi. ben sonbahar insanıyım, eylül’de doğdum. sonbaharın hüznünü, hafif hafif esen rüzgarını, yeni başlangıçlarını, geri dönüşlerini, vedalarını severim. sonbaharda mutlu olurum. hüzünlü melankolik bir mutluluk benimkisi oysa. mizaç dedikleri bu olsa gerek.

bu sabah bir yandan kahvemi yudumlarken, bir yandan da ardına kadar açtığım perdenin ardından yavaşça salınan çam ağacına bakıyorum. itunes’da repeate aldığım flowers in december. sonra birden aklıma geliyor. sezon açıldı! sonbahar ile beraber diziler de yavaş yavaş dönüyor yuvalarına. açılışı ilk yapan; dördüncü sezonunun bir hayli heyecanlı geçeceğini düşündüğüm prison break. malumunuz 3. sezon sonunda, doktor tancredi’nin aslında ölmemiş olduğuna dair göndermeler oldu. inanıyorum ki scofield 4. sezonda kavuşacak sara’sına.

prison break dışında yeni sezona başlayan bir diğer dizi ise gossip girl. türkiye’de henüz çok fazla izleyeni olmayabilir düşüncesindeyim. hele hele erkek popülasyonunun ilgisini hiç mi hiç çekmeyecek bir dizi o konuda şüphem yok! birinci sezonu 9 eylül itibariyle cnbc-e‘de yayınlanacak bu dizinin ikinci sezon ilk bölümü ise internete çoktan düştü. bendeniz de hali hazırda indirmekteyim. çok fazla beklenti olmaksızın izlenebilecek, eğlencelik gençlik dizisi. hele ki modaya biraz heves etmişseniz, eminim gayet güzel zaman geçireceksiniz.

elbette hepimizin deli gibi beklediği asıl dizi lost. lakin onun için biraz daha kıvranmamız icap ediyor..

kategori: dizi/divx @ 10:56

önceki sayfa | anasayfa |