03/09/08

müjdemi isterim sezon açıldı!

insanı telef eden, yapış yapış bırakan ve tuhaftir ki kendisinden neredeyse nefret ettiren sıcak yaz günleri en nihayetinde geride kaldı. geceleri yatarken bacaklarımıza pikelerimizi çektiğimiz, dışarı çıkarken ince bir hırkaya gereksinim duyduğumuz ve aslında en güzeli de istanbul’un pek yakında sarı ve kızıllara bürünmüş ağaçlarla kaplanacağı sonbahar geldi. ben sonbahar insanıyım, eylül’de doğdum. sonbaharın hüznünü, hafif hafif esen rüzgarını, yeni başlangıçlarını, geri dönüşlerini, vedalarını severim. sonbaharda mutlu olurum. hüzünlü melankolik bir mutluluk benimkisi oysa. mizaç dedikleri bu olsa gerek.

bu sabah bir yandan kahvemi yudumlarken, bir yandan da ardına kadar açtığım perdenin ardından yavaşça salınan çam ağacına bakıyorum. itunes’da repeate aldığım flowers in december. sonra birden aklıma geliyor. sezon açıldı! sonbahar ile beraber diziler de yavaş yavaş dönüyor yuvalarına. açılışı ilk yapan; dördüncü sezonunun bir hayli heyecanlı geçeceğini düşündüğüm prison break. malumunuz 3. sezon sonunda, doktor tancredi’nin aslında ölmemiş olduğuna dair göndermeler oldu. inanıyorum ki scofield 4. sezonda kavuşacak sara’sına.

prison break dışında yeni sezona başlayan bir diğer dizi ise gossip girl. türkiye’de henüz çok fazla izleyeni olmayabilir düşüncesindeyim. hele hele erkek popülasyonunun ilgisini hiç mi hiç çekmeyecek bir dizi o konuda şüphem yok! birinci sezonu 9 eylül itibariyle cnbc-e‘de yayınlanacak bu dizinin ikinci sezon ilk bölümü ise internete çoktan düştü. bendeniz de hali hazırda indirmekteyim. çok fazla beklenti olmaksızın izlenebilecek, eğlencelik gençlik dizisi. hele ki modaya biraz heves etmişseniz, eminim gayet güzel zaman geçireceksiniz.

elbette hepimizin deli gibi beklediği asıl dizi lost. lakin onun için biraz daha kıvranmamız icap ediyor..

kategori: dizi/divx @ 10:56

31/08/08

passion never dies

cuma akşamı, evde yalnızlığın tadını çıkarmak adına nicedir aklımda olan ve en nihayetinde bilgisayarıma indirebildiğim bir filmi izlemek için yerleştiğim en sevdiğim koltuğuma. filmin adı “wicker park“.  the faculty, pearl harbor ve black hawk down gibi filmlerden anımsayacağınız josh harnett ile adını troy ile duyuran diane kruger başrolde. film ilerledikçe, içimden ‘ben bu film daha önce görmüştüm’ hissi yükseliyor. yine de bozuntuya vermemeye çalışıyorum. bekliyorum, izliyorum.. derken aklım başıma geliyor! tabi ya.. yıllar önce bayıla bayıla izlediğim bir fransız filmi olan l’appartement‘in tıpkısının aynısı bu! 1996 yılına ait bu film ancak 2004 yılında hollywood yapımcılarının dikkatini çekmiş besbelli. lakin wicker park, orjinalinden iyi olan coverlar teorisini boşa çıkarmış ne yazık ki. zira ben vincent cassel ve monica belluci çiftinin başrolde oynadığı l’appartement’i çok daha fazla beğenmiştim. wicker park’ı beğendim diyenlere bir de bunu denemelerini şiddetle tavsiye ederim.

kategori: sinema @ 15:27

13/08/08

how i met your mother

son zamanlarda izlediğim kesinlikle en matrak dizilerden biri! malum lost olsun, heroes olsun, grey’s anatomy olsun izlediğim tüm diziler halen başlamış değil (eylül’den önce de başlamayacak). önceleleri cnbc-e’de denk geldiğimde şöyle bir göz attığım bu muhteşem dizinin iki sezonunu kadim dostum kermitten alınca olanlar oldu. şu an şu satırları yazarken bile içimde yükselen “hadi bir bölüm daha!” dürtüsüne engel olmakta zorlanıyorum inanın.

esasında 19 eylül 2005′ten bu yana yayınlanıyor bu dizi, ülkemizde değil tabi. türk gençliği herşeyi birazdan geriden takip eden tabiatı nedeniyle nerden baksanız 2 yıllık bir gecikme ile ekranlarımıza yansıdı bu dizi. aramızdaki torrent manyakları bu kapsam dışında elbette. zira ben de üçüncü sezon için birazdan kasmaya başlayacağım.

kategori: dizi/divx @ 11:52

11/08/08

bunca yaşamışlıktan sonra

hayatımın çok çok eski bir dönemine gittim..

taş baskısı bir plakta
yorgun bir ses cızırdar
küflü sayfalarında bir albümün
gülümser o soluk fotoğraflar

kıvrılırken bir kentin alanına
tutunur geçmiş yıllarına
tutunur anılarına

ince uzun duvarlar!
kaç hayat yaşadınız söyleyin
sesler yüzler sokaklar

yankısı kalmadı seslerin
odalarımızda
sahipleri çoktan öldü fotoğrafların
adımlarımızdan yoruldu yollar
kaç hayat yaşadınız söyleyin
sesler yüzler sokaklar

şarkısını yitirmiş sesler
gençliğini yitirmiş yüzler
evlerini yitirmiş sokaklar
kaç hayat yaşayacaklar daha
daha kaç hayat yaşayacaklar

unutulur mu yoksa bir gün
sesler yüzler sokaklar
bunca yaşamışlıktan sonra?

hiç unutulmayacaklar..

kategori: halet-i ruhiye @ 15:18

18/07/08

dizi sezonu başlasın artık!

inanın sıkıntıdan baymış bir haldeyim. yaz sezonu birçoklarınız için deniz, güneş ve kum demek. oysaki bazılarımız şehrin bunaltıcı sıcağında sıkılmakla meşgulüz. hal böyle iken bünye soluk soluğa izleyeceği dizilerin ihtiyacı ile yanıp tutuşuyor, arka arkaya izlenecek birkaç episode özlemi çekiyor. yalansa yalan diyin..

gelin görün ki, dizilerin %100′ü (bu kadar da kat’i), havaya ilk cemrenin düşmesiyle beraber ekrana veda etti. zalimlik değildir de nedir bu sorarım? heroes olsun, lost olsun, prison break ya da grey’s anatomy olsun, daha kimbilir kaç ay sürecek bu ayrılık. üstelik de istisnasız hepsi olabilecek en iç gıcıklayıcı noktada ara verdi…

bu arada sırası gelmişken; heroes’un baş kahramanlarından claire bennet nam-ı diğer hayden panettiere‘in 1989 (!!) doğumlu olduğunu ve boyunun 1.55 olduğunu biliyormuydunuz? bu yer cücesi, diziden elde ettiği paraya ve üne doymamış olacak ki, boyuna posuna bakmadan şarkıcılık yoluna gönül koymuş. yahu, şarkıcı dediğin mankenden olmaz mıydı? bize böyle öğretmediler mi? :)

kategori: dizi/divx, içime dert olanlar @ 11:48

önceki sayfa | anasayfa |